İstanbul Hasköy, 15 Şubat 2014 

Suriye’de süregelen vahşet…

2008 yılında bir kez, 2010 yılında da iki kez Suriye’ye gittim. Hemen hemen her yerini gezdim.
İşleyen bir sistem var idi. Her yerde Esad’ın resimleri…
Esad ve yönetimi eleştirilmediği sürece ülkede sorun yoktu diyebiliriz…
Dini hürriyetler bireysel bazda sorunsuz yaşanıyordu… Tüm camiler, kiliseler ardına kadar açık, namaz vakitleri camiler dolu, Pazar günü de kiliseler dolu idi… Herhangi bir kılık kıyafet dayatması da yoktu… Eskiden Türkiye’de olduğu gibi dini cemaatlerin kendi aralarında toplanıp sohbet etmeleri yasaktı…
İnsanlar rejimi eleştirmedikleri ve rejime karşı faaliyet içerisine girmedikleri sürece, sorunsuz yaşayabiliyorlardı…
Kadınlar yalnız başlarına gece yarısı sokakta gezebiliyorlardı… Hırsızlık yapan öldüresiye dövülüyor, tecavüze yeltenen öldürülesiye dövülüyor veya idam ediliyordu…
Totaliter ama işleyen bir sistem vardı…
Arap baharı diye adlandırılan kıpırdanışlar Suriye’ye de sıçradı… Daha fazla özgürlük adı ile yola çıkıldı… Esat özgürlüklere karşı sert davrandı… Kendi halkı üzerine bombalar yağdırmaya başladı…
Daha sonra değişik karşı gruplar ortaya çıktı, resmen savaş başladı….
Şimdi Suriye halkı Canavarlar arasında, hayat sürmeye çalışıyor… Hayvanat bahçesinde yırtıcı sırtlanların kafesine düşmüş veya atılmış insanlar gibi… Hareket şansı çok az… Nereye gitse başka bir sırtlan var…
Bir yandan acımasız, vahşi rejim güçleri, diğer yandan adının başına İslam koymuş, İslam’ı dünyaya vahşi göstermeye çalışan, İslam ile ilgisi olmayan gruplar… Aynen hayvanat bahçesindeki kafesteki gibi… Dünya kamuoyu kafesi dışarıdan izliyor… Vahşeti benimsemese de, kanıksamış artık… Olması gerektiğini düşünüyorlar belki de…
Olan Suriye halkına oldu… Ülkenin her tarafı tarumar edilmiş…
Birleşmiş milletlerden çözüm bekliyoruz… Dişlerinin arası masum insan kanları ile dolu olan vampir devletler, emecek kan yok ise, yardım ederler mi….
Rusya başka bir vampir, Amerika başka bir vampir, Çin başka bir vampir… Biz bu vampirlerden yok edilen insanları kurtarmasını bekliyoruz… Vampirler kanı severler….
Keşke Suriye halkı zalim Esad’ın yönetiminde hayatlarını daha az hürriyet içerisinde, ölmeden, parçalanmadan, doğranmadan sürdürseler idi… Keşke her yer kan gölü olmasa idi…
Şimdi ne olacak… Yüz binlerce ölü, yüz binlerce sakat insan, tarumar edilmiş şehirler, sürgünde yüz binlerce insan…
Suriye’den kaçan mültecilere en büyük desteği de ülke olarak biz veriyoruz. Biz o insanlara ne kadar şefkatli davranmaya çalışırsak çalışalım, kendi evlerindeki kendi hayatlarını veremeyiz ki… Vatansızlık çok zor bir şey olsa gerek… Düşünün insanlar hep başkalarının yardımları ile yaşamak zorunda kalıyorlar…
Keşke bizim ülkemiz Suriye’deki mazlumları kucaklamaya çalışırken, Esad rejimi ile köprüleri atmasa idi… Galiba burada birilerinin dolduruşuna geldik…
Aklıma hep bir soru geliyor:
Acaba Suriye’de kim kazandı? Esad mı? Muhalif gruplar mı?
Hiçbirisi…
Sadece silah tüccarları ve vampir ruhlular kazandılar…
Peki kim kaybetti?
Esad kaybetti, Muhalif gruplar kaybetti, Suriye halkı kaybetti, insanlık kaybetti…
Şunu görünce çok üzülüyorum. Dünya kamuoyu parçalara ayrılmış durumda:
Yapılan vahşetler karşısında Esad için veya muhalif gruplar için haklı mazeretler üretmeye çalışan insanlar… Mazlum halka üzülen, ama elinden bir şey gelmeyen azınlık bir kamuoyu…
Allah Suriye halkının ve tüm mazlumların yardımcısı olsun…
———–
Herkese saygılar, selamlar
Muammer Çelik

İstanbul Hasköy, 15 Şubat 2014 

(Visited 12 times, 1 visits today)